Sümüklü böceklerin saltanatı

Arjantin’in yeni nesil yazarlarından biri olan Valeria Tentoni’nin ‘Elmas Öfke’ adlı öykü kitabı, geçtiğimiz günlerde Othello Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitabı çeviren isim Banu Karakaş. Tentoni’nin dilimize çevrilen ilk kitabı olan ‘Elmas Öfke’, bizlere öfkenin ve insanın farklı hallerini anlatıyor. Bunu yaparken de ana caddelerde değil, bile isteye ara yollarda, hatta çıkmaz sokaklarda dolaşıyor.

Othello’nun “dublinesk” serisine ait olan ‘Elmas Öfke’de sekiz öykü var. Farklı konu ve karakterlere sahip olan bu öykülerin aslında birbirleriyle dirsek teması halinde olduklarını söylemek mümkün. Bu karşın, sekiz öykünün sekizini de aynı yere sıkıştırmak yerine üç ayrı kategoride incelemekte fayda var.

YENİ BİR ŞARAP

İlk kategoride ikili ilişkiler var. Tentoni’nin kadın ve erkeklerinin mutsuz, yalnız, iletişimden yoksun ve bolca iç sese sahip karakterler olduklarını peşinen söyleyeyim. Peki bu iyi bir şey mi? Zaman zaman evet. Hiç yoksa Tentoni bunu dozunda kullanmayı biliyor.

“Saraylılar” adlı öyküde yan yana yürüyen bir çift görürüz. Nedenini bilmediğimiz bir şey yüzünden tartışmış olan çift, başka bir eve yemeğe gitmekte ve mümkün mertebe konuşmamaktadır. Öykünün anlatıcısı kadın olduğu için onun iç seslerini takip ederiz biz de. Kadın öylesine nefret dolu ve öylesine üzgündür ki bu neredeyse tartışma nedenine değil, bilakis ilişkilerinin varlığına dairdir.

Tentoni burada çeşitli ayrıntılardan bahseder. Örneğin eve gitmeden önce bir şarap dükkanına uğrarlar. Adam, her zaman aldıkları, tadını bildikleri bir şarabı rafa geri koyar ve yepyeni bir şarap alır. Kadın bunu kendine yorar ve sanki aldatılmış gibi hisseder. Hiç kendine ait olmayan bir ses tonuyla şarabın markasını sorar. Adam da gayet donuk bir sesle söyler geçer… Tabii bu ve devamında yaşanan diğer sorunlar sadece içsel çatışmalardan ibarettir. Dışarıdan ise her şeyin yolunda olduğu sıradan bir çift izlenimi verirler. İşin en kötüsü de zaten budur.

“Sümüklü Böcekler” adlı öyküdeyse bir ayrılık sonrasında evde tek kalan bir kadının yaşadığı depresyonu okuruz. Adamın, adamın kıyafetlerinin ve belli başlı bazı eşyaların yarattığı boşluğuysa sümüklü böceklerin doldurmaya başladığını görürüz. Evet, önce bir, sonra iki, dört, sekiz diye katlanarak artan sümüklü böcekler sadece geceleri ortaya çıkarlar. Zamanla öyle çoğalırlar ki mutfaktan taşıp diğer odalara, en sonunda da kadının yatak odasına dek her yeri kaplarlar.

“Bulutlardan Sonraki” adlı öyküyse yeni tanışan bir çiftin bir arabaya atlayıp “ufka varana dek” süren “çılgın” yolculuklarını aktarır. Bir yanıyla her şey çok olağanüstüdür, tabii plastik bir olağanüstülüktür bu. Zaten kadının varış noktası olarak ismi en kötü kasabayı seçmesi, yolun ortasında arabadan inmeye çalışması da bunun bir göstergesidir.

Elmas Öfke, Valeria Tentoni, Çevirmen: Banu Karakaş, Othello Kitap, 2023.

Hal böyle olunca yol başlı başına bir ilişki halini almaya başlar ve ilişkiler de plastik olma durumundan sıyrıldığında kuru bir şeye dönüşür. Sonra da “Saraylılar”daki gibi içi boş ama dışarıdan düzenli bir “şey”e benzer. Olmadı, etrafta sümüklü böcekler görülmeye başlanır.

KABUL GÖRMEK İÇİN

Kitabın en sert öykülerinin bulunduğu ikinci kategori, tabiri caizse ucubeleşen birtakım insanlarla tanıştırır bizi. “Köpek” adlı öyküde, bir köpeğe cinsel istismarda bulunan bir grup öğrenciyi, “Gümüş Çekiç”te burnuna estetik yaptıran bir kızın, evindeki tadilatla kendi bedeni arasında bir ilişki kurmasını, “Zıplog”daysa öldürdüğü insanları yiyen bir katilin hikayesini okuruz.

İlk kategoride ne kadar içsel bir yalnızlık, içsel bir yara varsa, burada da alabildiğine fiziksel bir şiddetin getirdiği karmaşa mevcuttur. Bu öykülerin ortak noktası ise “kabul görmek” üzerinden okunabilir. Zira Bucovino, arkadaş grubu tarafından kabul görmek için bin bir çelişki içinde köpeğin arkasına geçerken, burnunu yaptıran kız da toplumun estetik algısı tarafından kabul görmek için masaya yatar. “Zıplog” ise aksine kabul görmemiş ve asla da görmeyecek bir katili anlatır. Özellikle de öldürüleceğini anlayan insanların kendilerini kastıkları için sertleşen etlerini yiyen katillerin. Peki ya eceliyle uykusunda ölenler? Onların etleri muhteşemdir!

ATMOSFERİN GÜCÜ

Kitabın ilk iki öyküsünü bilerek en sona bıraktım. Zira bunlar kitaptaki en kapalı anlatıma sahip öyküler. “Çilekler”de sıradan bir ailenin günlük rutinini bölen bir telefon her şeyi altüst eder. Evin babası avukattır. Hafta içleri “Ofis!”, pazarlarıysa “Merhaba!” diye açar telefonları. Ancak o pazar günü gelen tuhaf telefonun sonunda adam sinirle çıkar gider ve kapıyı dışarıdan kilitler. Bir problem olduğunu anlarız ama bize bunun nedeni değil, sadece yarattığı tahribat verilir.

Nedenin belirsiz, sonucun ise çeşitli şekillerde ayrıntılandırıldığı bir diğer öyküyse “Linero”dur. Eşini ve belli ki onunla beraber daha birçok şeyini kaybetmiş olan karakter, nihayetinde bir “şey”i evin mutfağında yakalayıp darp eder ve onu evin dışına atar…

Tentoni’nin öyküleri bu sebeplerden ötürü pek birbirine benzemeyen öyküler olsa da, onları birbirine temas ettiren esas şey sanıyorum atmosfer yaratma becerisidir. Tentoni’nin öykü atmosferi karanlık, soğuk ve yalnızdır. Ama şehirlidir. Şehirli ve orta yaşlıdır.

Beri yandan, Tentoni’nin öyküleri kendimizle özdeşlik kurup bir çıkarımda bulunacağımız öyküler de değildir. Büyük büyük olayların olmaması biraz da bundandır. Kitaptaki en sekter öykülerden olan “Köpek” ve “Zıplog”da bile bize bir an, bir durum anlatır Tentoni. Karakterlerle ilgili verdiği bütün o bilgiler, anlatılan durumu daha iyi çerçevelemek içindir.

Son kertede ‘Elmas Öfke’, çağdaş Arjantin edebiyatına ilgi duyanların akıllarında tutmaları gereken bir kitaptır. “Yerinden” memnun olmayan herkes bu kitapta kendinden bir şeyler bulacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir