100 yıllık soru?

Tam 100 yıldır Cumhuriyet nedir sorusuna cevap arıyoruz?

Bulabildik mi?

Evet demek mümkün değil.

Peki, Cumhuriyet hemen her alanda “kalite” dersek abartmış olur muyuz?

Kesinlikle hayır.

Neden mi?

Eğitimden yargıya, demokrasiden kentleşmeye, ekonomiden spora, insan haklarından girişimciliğe, sanattan bilime hemen her alanda Cumhuriyet öncesinde neredeydik, şimdi neredeyiz sorusuna cevap ararsak hiç de abartmamış olduğumuzun farkına varırız.

Peki, bu kadarı yeterli mi?

Yine kesinlikle hayır.

İkinci yüzyılın ilk gününden itibaren bu yöndeki çabalarımızın çıtasını neden bir tık daha yükseltmemiz gerekiyor, daha da önemlisi bu mücadeledeki olmazsa olmazlarımız neler?

Kalite, özellikle de yaşam kalitesi çerçevesinde düşünce turuna devam edersek önümüzde katedilecek uzun hem de çok uzun bir yol olduğunu göreceğiz.

Bazı kavramlar var ki öyle üç-beş günde, üç-beş yılda gerçekleşmez. Bazen onlarca yıl, bazen de yüzlerce yıl gerekir.

Örneğin demokratik bir hukuk devleti olmak öyle birkaç yüzyılda gerçekleşecek bir oluşum mu?

Eğitimi çağın gereklerine göre donatmak, muasır bir medeniyet yaratmak, hele ki bilimde ben de varım demek o kadar kolay mı?

Cumhuriyet hemen her alanda kalite yolculuğuna çıkmamıza olanak sağlayan altın bir anahtardı ve Atatürk bunu bize altın tepside sundu.

Sonrası bize kaldı.

Onunla ve onsuz geldiğimiz nokta ortada.

Çok yol aldık ama sanki birinci yüzyılla, merdivenin sadece birinci basamağını atlayabildik ve önümüzde çıkmamız gereken daha pek çok basamak var…

Daha çok çaba

Hemen her alanda standardımızı yani kalite çıtasını yükseltmek için çok daha fazla çaba göstermemiz gerekiyor.

Niye mi?

Yeni fikirler, yeni sanatçılar, yeni liderler, yeni yazarlar, yeni girişimciler, yeni mucitler, yeni sporcular eskisi kadar çıkmıyor da ondan!

Tıkandık kaldık.

Bu bizde böyle de dünyada farklı mı?

Dünyanın her yerinde benzeri bir “kıtlık” dönemi yaşanıyor. Hemen her alanda kalite yerlerde sürünüyor.

Ukrayna’da, Gazze’de yaşananlar ve “İnsanlık ve kurumlar dibe vurdu” çığlıkları bu yüzden.

Başkaları, başkalarını ilgilendirir diyemeyiz, bizi de ilgilendiriyor.

Keşke okullarda ve kurslarda, sınavlardan hemen sonra unutulan bilgilerden daha fazlası yaşama dair hayati konulara yönelik olsa.

İşte o zaman kazanılan sadece barış değil, yaşam kalitesi, üretkenlik, farkındalık, refah ve en önemlisi de mutluluk katsayısı yani insanlık olacaktır.

Birinci yüzyılda, binlerce yıllık devlet deneyimimizle, çok farklı kulvarlarda, çok inovatif devrimlere imza attık. Müthiş bir potansiyelimiz var.

Bu enerjimizi doğru yönetir ve doğru yönlendirirsek sadece ikinci yüzyıla imza atmakla kalmaz, tıpkı bir önceki bin yılda olduğu gibi üçüncü bin yıla da damga vururuz…

Bu o kadar zor mu?

Evet demek kendimizi hafife almak olur.

Yaptığımız, ürettiğimiz, düşündüğümüz, paylaştığımız her ne olursa olsun onda kaliteyi yakalarsak gerisi kendiliğinden gelecektir.

Şunu da asla unutmayalım:

Kalite her ne kadar tek kelimelik ve sihirli sözcük olsa da içinde onlarca kelimeyi barındırır. Örneğin liyakat, örneğin akıl, örneğin inovasyon, örneğin standart, örneğin üretim, örneğin sorumluluk, örneğin planlama, örneğin performans, örneğin estetik, örneğin güvenirlik, örneğin motivasyon, örneğin itibar, örneğin sürdürülebilirlik…

Özetin özeti: Cumhuriyet bize biz olmanın kapısını araladı, hemen her alanda kaliteyi yükseltmenin yolunu gösterdi, gerisini bize bıraktı. Sıradanlık mı yoksa yüksek yaşam kalitesi mi? Tercih sizin…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx