Yıllar önce, bir gece geçirdiğimiz uykunun ardından, yaşadığımız değişimlerin derin izleriyle uyanmıştık. Türk Ordusu, aniden ortadan kaybolmuştu. Darbe planları yapıldığı söyleniyordu; ancak, silahlar tarlada gömülü kalmış, bunları unuttuklarını düşünmek zorundaydık. Darbenin olup olmayacağı konusunda tartışmalar sürerken, ordunun varlığını kaybettiğini anladık.
Bir sabah uyandığımızda, yargı sisteminin de parçalandığını fark ettik. Yargı, iki güç arasında bölünmüştü; bir taraf hoca, diğer taraf ise imam tarafından ele geçirilmişti. Cumhuriyetçi aydınların çoğu hapsedilmişti. Medya da aynı akıbete uğramış, pek çok gazeteci susturulmuştu; kalanları ise korku içinde yaşamaya mahkum olmuştu.
Benim için de durum farklı değildi. Karıma, “Ben buradaydım, değil mi?” diye sorduğumda, “Yoksun, kovuldun,” yanıtını aldım. O an, gözyaşları içinde kalan eşimin acısını hissettim. Laiklik, bir gece ansızın kaybolmuştu. Devlet, bir tekbirle varlığını sürdürmeye çalışıyordu.
Bir başka sabah, ne “Türk” kelimesi ne de bayrak kalmıştı. Ülkemizdeki değerlerin hepsi birer birer silinmişti. Bayramlar, marşlar, andımız artık yoktu. Eğitim sistemine getirilen 4+4+4 düzenlemesiyle birlikte, çocuklar geleceksiz bırakılmıştı. Cumhuriyetin yok olduğu bir dünyada, bizlerin de varlığı sorgulanır hale gelmişti.
Uyan ve diren! Bir böcek gibi ezilmek, bir dal gibi kırılmak, bir sürü gibi yönlendirilmek yerine, başını kaldır. Bir toz gibi savrulmak ya da bir ot gibi sökülmektense, özgür ve onurlu bir yaşam için mücadele et! Uyan ve düşmanlarına karşı dimdik dur!
Yusuf Arslan