Türk sinemasının efsanesi: Şener Şen

Şener Şen, Yeşilçam’ın ünlü simalarından Ali Şen’in oğludur. Şener Şen, 1941 yılında Adana’da doğdu. Sanat hayatına İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sahneye çıkarak başladı. Babası gibi sinema sanatçısı olmak istemeyen Şener Şen, kendisini tiyatro oyunculuğuna adadı. Radyo tiyatrolarında da oynadı. Ancak tiyatrodan elde ettiği kazanç yetmediği için sinemaya girmek zorunda kaldı. Dublajdan tanıdığı yönetmenlere, “Figüran olarak beni de çağırın. Ama bir şartım var, yevmiyemi o gün alayım” dedi.

ŞENER ŞEN’İN BİYOGRAFİSİ

Habertürk’ten Mehmet Çalışkan’ın özel haberine göre; Şener Şen, öğrenim gördüğü İstanbul Erkek Lisesi’nde başarısız bir öğrencilik dönemi geçirdiği için sık sık sınıfta kaldı. Bunun sonucunda da liseyi bitiremedi.

Şener Şen, bunun üzerine bir iplik fabrikasında çalıştı, işportacılık yaptı.

Ali Şen, oğlunun kendisi gibi oyunculuk yapmasını istiyordu ama Şener Şen, liseyi bitirememiş olmanın burukluğuyla bir uyanış dönemine girerek liseyi dışarıdan bitirme sınavlarına katıldı.

Sınavda başarılı olan Şener Şen, lise diplomasını aldıktan sonra Lüleburgaz Kepirtepe İlköğretmen Okulu’nun yaz dönemi eğitimlerine katılarak 1963 – 1964 öğretim yılında öğretmen olarak mezun oldu. Mezuniyetin hemen ardından da Muş’un Malazgirt ilçesinin en uzak köyü olan Fenek’e tayin edildi.

Şener Şen, babasının oyunculuk yapması konusundaki ısrarlarına daha fazla karşı koyamayarak 1964’te okulun tatil döneminde Sırrı Gültekin’in yönettiği, Ali Şen’in de rol aldığı ‘Yaşasın Hayat’ ile ilk kez kamera karşısına geçti.

Bu filmden sonra yine babasının da rol aldığı Nejat Saydam yönetimindeki ‘Hizmetçi Dediğin Böyle Olur’da rol alan Şener Şen, film çekimlerinden sonra Fenek’e dönerek öğretmenliğe devam etti.

Fenek’teki mecburi görev süresini tamamladıktan sonra İstanbul’a dönen Şener Şen, oyunculuk yapmaya karar verdi ama sinemada değil, tiyatroda…

Sinemada neredeyse yardımcı karakter altı rolleri canlandırmakla oyunculukta geleceği olmayacağını düşünen Şener Şen, kendini daha iyi ifade edebileceği alanın tiyatro olduğuna karar verdi.

Henüz 26 yaşındaydı, liseden sonra çalıştığı işlerden ve öğretmenlik dönemindeki gözlemlerin de büyük payıyla canlandırdığı karakterleri yorumlamadaki başarısı, sahneye çıktığı Yeşil Tiyatro’da hemen fark edildi. Ergun Köknar’ın desteğiyle İstanbul Şehir Tiyatrosu’na geçen Şener Şen, bütün enerjisini tiyatroya vermek için gelen teklifleri kabul etmeyerek sinemadan uzak durdu.

Şener Şen, o sıralarda henüz bekar bir adamdı. Kıt kanaat da olsa tiyatrodan ve seslendirmeden kazandığı parayla geçinebiliyordu. Ne var ki hayat, hep o şekilde sürüp gitmeyecekti. Evlenip yuva kuracak, baba olacaktı. Ailesinin geçimini tiyatrodan kazandığıyla sağlaması mümkün değildi.

Para kazanmalıydı ama bu durum tiyatroya ayırdığı zamanı kısıtlamamalıydı. Çareyi filmlerde figüranlık yapmakta bulan Şener Şen, seslendirme yaptığı sıralarda dublaj stüdyosunda karşılaştığı ve kendisine sinemada da olması gerektiği konusunda sık sık salık veren yönetmenlere “Figüran olarak beni de çağırın ama bir şartım var. Yevmiyemi o gün alayım” dedi.

Bu teklifini kabul eden yönetmenlerden Muharrem Gürses’in ‘Altın Prens Devler Ülkesinde’ ile ikinci sinema dönemi başlayan Şener Şen filmde figüran olarak değil, diyaloğu ve bir adı olan karakteri canlandırdı. Yardımcı rolün bir alt kademesinde bir karakteri canlandırdığı için adı filmin alt sıralarına yazıldı.

Önceki filmlerinde adı olmayan doktor, garson, kamyonet şoförü, kumarbaz gibi küçük rollerde kamera karşısına geçen Şener Şen, 1974 yapımı Hulki Saner’in ‘Bak Yeşil Yeşil’iyle figüranlıktan yardımcı role yükseldi.

Filmde canlandırdığı ‘Ahmet’in izleyiciye attırdığı kahkaha, Ertem Eğilmez’in dikkatini çekti. Eğilmez, tiyatro oyunlarından da büyük bir hayranlık duyduğu, Şen’i zihninin bir köşesine yazdı.

Hababam Sınıfı’, izleyiciden çok ilgi görünce Ertem Eğilmez, filmi ‘Hababam Sınıfı Uyanıyor’ ile seri haline getirdi. İlk filmin kadrosunu daha da zenginleştirmek isteyen Eğilmez, Şener Şen’den ‘Badi Ekrem’ karakterini canlandırmasını istedi.

Rıfat Ilgaz’ın romanında ‘Badi Ekrem’, öğrencilerine judo öğretmek isteyen ‘Maraton Raşit’e yumruk atan bir öğrenciydi. Senarist Sadık Şendil ile Ertem Eğilmez’in aldığı ortak bir kararla ‘Badi Ekrem’in öğrencilerine judo öğretmek isteyen beden eğitimi öğretmenine çevrilmesiyle sinemada Şener Şen zamanı başladı.

Ertem Eğilmez, Şener Şen’in ‘Badi Ekrem’ yorumundan öylesine etkilendi ki…

Karakterin izleyici üzerinde bırakacağı etkiden öylesine emindi ki…

Belki filmin ana afişinde fotoğrafı yoktu ama Ertem Eğilmez, afiş tasarımcısından Şener Şen’in adını büyük puntolarla Tarık Akan’ın yanına ve iyice vurgulanması için farklı bir renkle yazmasını istedi.

Ertem Eğilmez’in ortağı Nahit Ataman ile aynı yıl yapımcı olarak bir başka filmi daha vardı.

Engin Orbey’in yönettiği ‘Bizim Aile’…

Anne kuzusu ‘Şener’ karakteriyle sergilediği oyunculuk, artık sinemadan istese de uzak kalamayacağının göstergesi olunca Şener Şen, ne yapıp ne edip tiyatro sahnesiyle beyazperdeyi aynı anda yürütmeye karar verdi.

Şener Şen, ‘Hababam Sınıfı’ ve ‘Bizim Aile’den sonra izleyiciden gördüğü ilgi üzerine sinema sektörünün içinde adeta havada kapışılan bir oyuncu haline geldi.
Arzu Film’in çoklu başrol filmlerinin değişmez oyuncusu olan Şener Şen, başka şirketlerin filmlerinde de kamera karşısına geçerken başlarda geçimini sağlamak için ek iş olarak figüranlık yaptığı sinemada birkaç yıl içinde kariyer yaptı.

‘Hababam Sınıfı’ serisinde ‘Badi Ekrem’ ile ‘Bizim Aile’deki ‘Şener’in yanı sıra ‘Tosun Paşa’daki ‘Lütfü’, ‘Süt Kardeşler’ ve ‘Şabanoğlu Şaban’da ‘Kumandan Hüsamettin’, ‘Gülen Gözler’deki ‘Vecihi’, ‘Neşeli Günler’deki ‘Ziya’, ‘Kibar Feyzo’daki ‘Maho Ağa’, ‘Sultan’daki ‘Bakkal Bahtiyar’, ‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’daki ‘Banker Maho’ ve ‘Davaro’daki ‘Sülo’ karakterleriyle Şener Şen markasını oluşturdu.

1980’li yıllara gelindiğinde Şener Şen sinemadaki etkisini ‘Çiçek Abbas’, ‘Şekerpare’, ‘Şalvar Davası’, ‘Dolap Beygiri’ ve ‘Gırgıriye’ serisiyle devam ettirirken Türkiye’nin yanı sıra Almanya’da da sahneye çıktı.
Tiyatro çalışmaları için Türkiye ile Almanya arasında mekik dokumasına rağmen sinemadan uzaklaşmayan Şener Şen’in kariyerinin dönüm noktasını yaşayacağı film ‘Namuslu’ oldu.

Başar Sabuncu’nun senaryosunu yazdığı Ertem Eğilmez’in yönettiği film, Şener Şen için bir mihenk taşıydı. Çünkü bu filmde ne çoklu başrol vardı ne de başrolü paylaşacağı başka bir oyuncu…

Filmin hikâyesi, canlandıracağı mutemet ‘Ali Rıza’ üzerine kuruluydu.
Hikâyesi, namuslu kere namuslu olan ‘Ali Rıza’nın bir gün hırsız sanılıp itibarının artmasıyla gelişen olayların üzerine kurulan filmin bütün ağırlığı Şener Şen’in üzerindeydi.

‘Namuslu’, o yılın en çok iş yapan filmleri arasına girdi.

Şener Şen’in kariyerindeki yeni dönemi perçinleyecek film ise Feodalizmin çöküşüyle bir köy ağasının drama sürüklenen yaşamını hikâye edinen, Yavuz Turgul’un senaryosunu yazdığı, Nesli Çölgeçen’in yönettiği 1985 yapımı ‘Züğürt Ağa’ oldu. Şen, sonraki yıllarda aralarında ‘Selamsız Bandosu’, ‘Muhsin Bey’, ‘Arabesk’ ve Eşkıya’nın da olduğu imza filmler çekti.

Şener Şen’i bugünlere taşıyan ‘O An’ı, figüran olarak kamera karşısına geçeceği filmlerin yönetmenlerine “Yevmiyemi o gün alırım” dediği an oldu. Şen, günün sonunda kendisini tiyatrodan uzaklaştıracağını düşündüğü için başlarda uzak durduğu sinemanın efsane isimlerinden biri haline geldi.

Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’ne, çeşitli festival ve organizasyonlardan ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ile ‘Onur Ödülü’ne layık görülen Şener Şen’e 1998’de Devlet Sanatçısı payesi verildi.

ÖDÜLLERİ
Altın Portakal
* En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – ‘Çöpçüler Kralı’ (1978)
* En İyi Erkek Oyuncu ‘Muhsin Bey’ (1987)
* Yaşam Boyu Onur Ödülü (2004)
* En İyi Erkek Oyuncu – ‘Gönül Yarası’ (2005)
Sadri Alışık Tiyatro Sinema Ödülleri
* En İyi Erkek Oyuncu – ‘Gönül Yarası’ (2005)
Altın Koza
* Yaşam Boyu Onur Ödülü (2006)
Yeşilçam Ödülü
* En İyi Erkek Oyuncu – ‘Eşkıya’ (2008)
SİYAD Ödülü
* Onur Ödülü (2008)
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü
* Sinema Dalında (2016)

BAŞLICA TİYATRO OYUNLARI
İstanbul Şehir Tiyatrosu
* Othello (1967)
* Cyrano de Bergerac (1967)
* Oyun Nasıl Oynanmalı (1977)
* Zengin Mutfağı (1978)
* Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1978)
Şan Tiyatrosu
* Hababam Sınıfı Müzikali (1981)
* Neşe-i Muhabbet (1982)
* Sade Vatandaş Şvayk Hitler’e Karşı (1983)
* Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra (1986)
Schaubühne Tiyatrosu
* Keşanlı Ali Destanı (1984)
Most Yapım
* Mucizeler Komedisi (2004)
DasDas
* Zengin Mutfağı (2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir