Oscar adayına itiraz var

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ile sinema alanındaki meslek örgütü temsilcilerinden oluşan 16 kişilik Seçici Kurul, 93’üncü Akademi Ödülleri için ‘En İyi Uluslararası Film’ dalında Türkiye adayını belirledi.
Seçici Kurul’un gerçekleştirdiği toplantıda Sinema Güç Birliği’ne başvuran 23 filmin değerlendirilmesinden sonra ‘7. Koğuştaki Mucize‘, Türkiye’nin Oscar adayı olarak belirlendi.
Daha doğrusu aday adayı.
Şöyle ki; ülkeler, sinemalarını temsil edeceklerine inandıkları bir filmi ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’ne gönderiyor.
Sonra Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin jürisi, eleme yaparak film sayısını önce 9’a sonra da 5’e indiriyor.
İlk 5’e kalan filmler de Oscar’a aday oluyor.

Ne yazık ki bugüne kadar ilk 5’e kalan Türk filmi olmadı.
‘7. Koğuştaki Mucize’nin seçilmesinde dikkat çeken konu şu; son 10 yılda dördüncü kez konusunun ana zemininde çocuk olan bir film seçildi.
Hangi filmin Oscar macerasında yer alacağına karar veren jüri üyeleri, belki de Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’ndeki ABD’li meslektaşlarını, merkezinde çocukların olduğu hikâyelerle etkilemek istemiştir.
Belki de tesadüftür.

‘7. Koğuştaki Mucize’ için Oscar’a aday olmak için nasıl bir çalışma yapılacağını henüz bilmiyoruz.
Henüz hiçbir Türk filminin ilk 5’e girip Oscar’a aday olamadığını ise iyi biliyoruz.
Ayrıca, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin jürisinin önce ilk 9’u sonra da ilk 5’i belirlerken bütün filmleri izlemediğini de iyi biliyoruz.
Jüri üyeleri, kendilerinin belirledikleri belli sayıda filmi izledikten sonra aday filmleri belirliyor.
Hangi filmleri izleyeceklerinde ise tanıtım, ondan daha çok da lobi çalışmaları belirleyici oluyor.

Türk sineması, yeterince tanıtım çalışması yapmadığı için mi yoksa yeterince lobi faaliyetlerinde de bulunmadığı için mi bugüne kadar kadar tek bir filmimizi aday haline dönüştüremedik?
Bazı filmlerin yapımcıları ABD’ye bile gitmedi.
Az sayıda olsa da bazı filmlerin yapımcıları ABD’de aylarca tanıtım çalışmaları yapıp, lobi faaliyetlerinde bulunup bir yığın para harcadı ama olmadı da olmadı.
Belli ki Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin jürisi Türk filmlerini pek izlemedi.
Yoksa o kadar film arasından biri bile ilk 5’i hak etmez miydi?
Hak ederdi etmesine ama orada işler hakkaniyet ölçüsüyle değil lobi faaliyetleriyle yürüyor.
Türk sinemasının ABD’de lobi faaliyetleri neredeyse hiç yok.

Türkiye’deki seçici kurul, ilk 5’e girme şansını artırmak için sık sık yurt dışındaki sinema çevrelerinde en çok tanınan Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini seçti.
Nuri Bilge Ceylan;
‘Uzak’
‘Üç Maymun’
‘Bir Zamanlar Anadolu’da’
‘Kış Uykusu’
ve ‘Ahlat Ağacı’ ile çıktığı 5 yolculukta da hedefe ulaşamadı.
En çok tanınan ve Türkiye’de de yurt dışında da en çok ödül kazanan Nuri Bilge Ceylan filmlerinden birinin bile ilk 5’e girememesi sorunun filmlerimizde değil, lobi faaliyetlerinde olduğunu gözler önüne seren başka bir belirleyici unsur oldu.
Belki de bu kez ‘7. Koğuştaki Mucize’ ile makus talihimizi yeneriz, belli mi olur?

‘7. Koğuştaki Mucize’, ilk 5’e kalırsa Türk sineması adına büyük bir adım atarak tarihe geçecek.
Bu durum, madalyonun bir yüzü.
Diğer yüzünde ise ‘7. Koğuştaki Mucize’nin Türk filmi olup olmadığı bulunuyor.
Kimine göre, hikâyesi Güney Kore’den alındığı için Türk filmi değil.
Kimine göre, hikâyesi Güney Kore’den alınmış olsa da yapımcısı, oyuncuları, senaristi ve çekim yeri nedeniyle Türk filmi.
Kimine göre ise ne fark eder…

Ömer Faruk Sorak, ‘7. Koğuştaki Mucize’nin Türkiye’nin Oscar adayı olmasına itiraz edenlerden. Sorak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda serzenişini şu cümlelerle dile getirdi; “11 yabancıyla Avrupa’da başarı kovalayan Türk futbolu, 5 yabancıyla şampiyon olunca böbürlenen Türk basketbolu Kore dizilerini devşirip reytingi alan Türk televizyonculuğu, Koreliler satın alınca büyüyen Türk sinema işletmeciliği ve şimdi de Kore filminden uyarlama bir filmle Oscar’da ‘En İyi Yabancı Film’ alma sevdasında Türk sineması… Bu seçimi yapan mesleğinde yetkin, kariyerinde seçkin jürinin saygıdeğer üyeleri… Bu kararınızla özgün bir Türk sineması yaratma yolundaki üstün çabalarınızı ayakta alkışlıyor, hepinizi ayrı ayrı tebrik ediyorum.”

Kıvanç Baruönü de Ömer Faruk Sorak gibi düşünüyor. Baruönü bu konuda şunları söyledi; “Bence garip… ‘Ülkede ve dünyada bunca şey yaşanırken, sana garip gelen bir bu mu oldu?’ derseniz siz de haklısınız. İnsan neye şaşıracağını şaşırıyor. Daha fenası yavaş yavaş şaşırmamaya, tepkisizleşmeye başlıyor. Ülkede bunca yazar, senarist varken, bunca özgün iş yapılırken böylesi bir organizasyona ülkem adına bir adaptasyonun gidecek olması şaşırtıcı değil mi? Daha beteri üzücü değil mi? Yanlış değil mi? Asla filme emeği geçen onca arkadaşıma, yönetmenine yapımcısına değil sözüm. Çünkü bence onlar da şaşırmışlardır bu duruma… Mesela Oscar jürisi, bu film özgün senaryo değil diyerek almaz ise daha şaşırtıcı ve daha üzücü olmayacak mı? Sahi yaparlar mı? Yapabilirler mi acaba… Ya da Güney Kore itiraz etse ‘Bu bizim’ diye, bilirkişi atasa, iş uluslararası mahkemeye intikal etse… Ülke sinemasının tanıtımı olur diye mi düşündüler acaba… Ben de kendime şaşıyorum bazen, ‘Koca koca bakanlardan, yetkililerden daha mı iyi biliyorsun da karışıyorsun?’ diyorum. Hepinizden özür dilerim!”

Bu arada son 10 yılda hikâyesinin merkezinde çocukların olduğu Oscar aday adayı filmlerimiz şöyle;

BAL (2010)
İzleyici Sayısı: 31.910
Hasılat: 293.343 TL
‘Yusuf’ ilkokula başlamış, okuma yazma öğrenmektedir. Babası ‘Yakup’ ürkütücü bir ormanın derinliklerinde, yüksek ağaçların üzerine kurulmuş el yapımı kovanlarda üretilen karakovan balcılığıyla uğraşmaktadır. Babasıyla sık sık gittiği orman, Yusuf için gizemli bir yerdir… ‘Yusuf’ bir sabah gördüğü rüyayı babasına anlatır. Bu rüya ikisi arasında sonsuza dek kalacak bir sırdır.
Aynı gün ‘Yusuf’, sınıfın önünde öğretmenin verdiği okuma metnini okurken aniden kekelemeye başlar ve arkadaşlarının alay konusu olur.
Semih Kaplanoğlu‘nun yönettiği ‘Bal’da başrolleri Bora Altaş, Erdal Beşikçioğlu ve Tülin Özen paylaştı.

SİVAS (2015)
İzleyici Sayısı: 21.298
Hasılat: 213.829 TL
Kaan Müjdeci
‘nin yönettiği, Doğan İzci ile Hasan Özdemir‘in başrollerini paylaştığı ‘Sivas’, beyazperdeye 11 yaşında bir çocuk olan ‘Aslan’ ile ‘Sivas’ adlı bir dövüş köpeğinin bozkırda geçen hikâyesini yansıttı.

AYLA (2017)
İzleyici Sayısı: 5.588.780
Hasılat: 66.049 069 TL
1950’de Kore Savaşı’nda yer alan ‘Süleyman Astsubay’, savaş meydanında küçük bir kız bulur. 5 yaşındaki bu Koreli kız yetimdir ve nereye gideceğini bilmemektedir. ‘Süleyman Astsubay’, kızı yanına alır ve ona ‘Ayla’ adını verir. Kısa sürede birliğin neşesi haline gelen ‘Ayla’ ile ‘Süleyman Astsubay’ kısa sürede baba – kız gibi olurlar. Ancak 15 ay sonunda birliğin Türkiye’ye geri dönme kararı çıkar. ‘Ayla’yı bırakıp dönmek istemeyen ‘Süleyman Astsubay’, her yolu denese de Kore kanunlarını aşamaz. Küçük kızı geride bırakmak zorunda kalan ‘Süleyman Astsubay’, ile ‘Ayla’ son vedalarında tekrar bir araya gelmeye söz verirler.
Can Ulkay‘ın yönettiği filmde başrolleri İsmail Hacıoğlu ile Kim Seol paylaştı.

BAĞLILIK: ASLI (2018)
İzleyici Sayısı: 5.497
Hasılat: 101.803
Genç bir kadın olan ‘Aslı’, bebeğini dünyaya getirmek için işinden ayrılır. Doğumun üzerinden geçen birkaç ayın ardından ise yeniden işe başlamak için gün sayar. İşe başlaması için bakıcı arayan ‘Aslı’, uzun süre istediği kişiyi bulamaz. Bu sırada hayatındaki birçok sorunla boğuşan genç kadın, uzun araştırmaların ardından, kendisi gibi bir bebeği olan ‘Gülnihal’ adında bir bakıcı bulur.
Kübra Kip, Ece Yüksel ve Umut Kurt‘un başrollerini paylaştığı ‘Bağlılık: Aslı’Semih Kaplanoğlu yönetti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir